23 Numara: Alternatif Bakış Açısı
Dün gece bir film izledim, Numara 23 (The Number 23). Burada tartıştığımız konularla akrabalığı olduğu için bahsetmek istiyorum biraz. Filmi izleme niyeti olup da henüz izlememişler bundan sonrasını okumasa iyi olur. Filmden detaylıca bahsedeceğim çünkü.
Filmi izledim, sonra her zaman ki gibi ekşi sözlükteki yorumları okuyordum. Yorumlardan birinde, filmdeki iki farklı kadının aynı oyuncu olduğu yazıyordu. Birden şimşekler çakmaya başladı, zihnimde bağlantılar kuruldu. Kayıp Otoban(Lost Highway) diye bir film vardı. Filmin karışık olay örgüsü bir yana, orada da seksi kadın ve mazbut aile kadınının aynı oyuncuyu canlandırdığını biliyorum. Bunlar birleşince film sembolik düzlemde bambaşka bir hale dönüştü.
Öncelikle biraz konudan bahsedeyim. Walter isimli kardeşimiz, güzel bir karısı, sevimli bir çocuğu olan bir aile babasıdır. Sonra bir gün, karısı ona bir kitap hediye eder ve bütün hayatı değişir. Walter kitaba daldıkça hafiften sıyırmaya başlar. Kitapta kendini bulur, “aman Allahım aynı ben” . Yalnız tek sorun, kitaptaki kahramanın tam bir çizgi roman kahramanı olmasıdır. Karizmatik, seksi, güçlü, saksafon çalan, detektif. Süper seksi sevgilisini bıçakla kesmiş bir adam. Bizim köpekleri incitmeden yakalayan ezik Walter'la hiç ama hiç ilgisi olmayan bir adam.Film ilerledikçe öğreniriz ki, eskiden Walter o kişiymiş, kitap bir roman değil itirafnamesiymiş, kaza geçirip hafızasını kaybetmiş, sonra da bu hayata başlamışmış. Yok artık. Şahsen hiç inandırıcı bulmadığım öyküyü ben başka türlü anlatmak istiyorum.
Bir adam düşünün, güzel bir aile hayatı var, bir yandan da güçlü gölgesi adamı rahatsız etmekte. Gölge(shadow) kendini adamın bastırılmış hayatı içinde ifade edemez. Kimi insan içindeki şiddet ve şehvetle baş etmek için porno izler, bizim adamsa tüm fantezilerini kâğıda döker. Kendini kahramanlaştırarak, yaşamak istediği şiddetli, pis, sado-mazo ilişkiyi öyküleştirerek kendi hayatının karanlık yönünü kontrol etmeye çalışır. Kitapta anlatılanlar gerçek değildir. Esmer seksi sevgilisiyle sevişme sahneleri, yatağa bağlamalar, bıçak, karizmatik detektif, bütün bunlar Walter’ın fantezi dünyasına aittir. Walter’ın bir yanıyla olmak istediği kişidir yazdığı adam.
Tabi bu tür şeyler asla gizli kalmaz. Adam kâbuslar görür. karısı yazdıklarını bulur ve adama verir. Bunu kocasının izlediği filmleri bulan ve şok geçiren bir kadının tepkisi olarak düşünebiliriz. Kitabı kocasına verir ve yüzleşme bekler. Aslında kadının bilinçsizce arzuladığı şey adamda sezdiği ama tanımlayamadığı ikincil kişilikle tanışmaktır. Adam bir yazardır, kadın yazar olmak istemektedir. Kadının gölgesi adamla temasa geçme niyetindedir. Kadın adeta sembolik olarak “bana anlatabilirsin, bende de var o gölgeden, beni de dahil et” demektedir.
Karısı Walter’in karanlık yüzüyle tanışır(Amacına ulaşır). Bir mucize olur. Karısı Walter’ı o haliyle sever, sevmeyi bırakmaz. Walter gölgesinin suçlarını kabul eder. Tüm dünyadan ve karısından özür diler, kendisine uygun görülen cezayı efendice çekmeye başlar. Bu noktada, Walter gölgesinden kurtulmuş ve tamamen bilinciyle özdeşleşmiş gibidir. Ancak unuttuğu bir nokta vardır. Gölgeyle yüzleşmek ilk adımdır. Kişinin onunla beraber yaşamayı öğrenmesi, arada duymak istemediği sözleri dinlemesi de gerekir.
Son dakika golünde (saatin 2:yi 3 geçmesi) o meşum sayıyı tekrar görünce gölgenin orda olduğunu ve kendisini bırakmayacağını anlar.
Lanet olarak adlandırdığımız şey asla dışarıda değildir. O içimizdedir ve hayatımızı sürdürmek için beraber yaşamanın bir yolunu bulmak zorundayız.
Not: Şu hayatta hepimizin evlenip, çoluk çocuğa karışıp mutlu olduğu halde, "bir zamanlar fırtınalar estirirdim" öyküleri anlatan bir arkadaşı vardır.





